Bir Günüm
28 June 2017

05:30


Simsiyah bir gecede, derin bir sessizliğin içinden yükselen ses… Uyan!

Kalkma vakti…Çalar saatimin sesiydi bu. Yavaşça doğrulup yataktan kalktım. Sendeleyerek el yardımıyla bulduğum banyomun kapısından girip suratımda patlayan soğuk suyla gözlerimin faltaşı gibi açılması sadece 5 dakika sürdü. Banyodan mutfağa geçerken şöyle bir salona göz attığımda başını kaldırmış şaşkın şaşkın “Hayırdır bu saatte delimisin?” bakışı atan kedimle gözgöze geldiğim an günün ilk gülümsemesi…


05:40


Ve artık kahvaltı hazırlama zamanı. Uzun ve yorucu bir gün olacak.

Kahve suyum ısınırken ben de 3 yumurta beyazı, lor peynirli ve maydanozlu omletimi ve biraz tarçınlı, keten tuhumlu ve en sevdiğim olan kırmızı meyvelerden oluşan yulafımı hazırlıyorum müzik eşliğinde. 

Şafak vaktinin sessizliği, müzik ve kahve.. Arada bir mutfağımın camından güneş doğuyor mu diye bakarak mutlu bir güne hazırlanmak… Benim için büyük keyif… Sofraya oturduğum an tabii ki kedimin de uyandığı an. Kahvaltıyı birlikte edeceğiz. Ve onun mırıltısı eşliğinde yazmaya başlıyorum. 07:00 ilk fitness dersi, 09:00 ikinci ders, 11:00 de üçüncü ders, aralarda kahve, yemek, crossfit ve fitness antrenmanları, yapılacak kişisel işler (boşlukları doldur), tekrar saat 16:30 da derslere başla. Akşam 20:30’a kadar ders ver ve eve dönüş yolunu tut. 

Yemek ye, duş al ve uyu. İşte yapılacaklar listesi hazır olurken kahvaltı da bitti. Büyükçe bir çanta hazırlanır içinde bol temiz kıyafet, gün içinde beni tok tutacak bir gece önceden hazırladığım sağlıklı atıştırmalıklarım yulaf ve proteinli kekim, kuruyemişim, ve kuru etim ve yeni okumaya başladığım iki kitabım ( Osho - Sessizliği dinlemek ve Virginia Woolf - Kendine Ait Bir Oda ). İşte evden çıkmaya hazırım…


07:30



İlk ders. Saat 12:00 ye kadar 3 ayrı ders İstanbul'un farklı semtlerinde. O saate kadar hayat benim için duruyor. Yaptığım tek antrenman sırtımda koca bir bavulla İstanbul turu atmak ve konuşmak.


12:00


Öğlen saati; Bal kabağına dönüşme vakti. Benim zamanım. Önce seçtiğim güzel bir mekanda güzel bir öğlen yemeği. Salata, sebze, et . Sonra mis gibi kokan sıcacık bir kahve, bir iki gülücük ve Crossfit Balaban! Üstteki fazlalıklardan kurtulup, doğru alana. Biraz koş, biraz hopla ve zıpla. Isın ve antrenmana başla.. biraz teknik. üstüne kuvvet Dead Lift ! 70 kilo, 80 kilo, 90, 100, 110 hadi yaparsın 125. Üstüne bir Emom. İşte en sevdiğim yorgunluk şekli. Ve doğru soyunma odasına.


15:00


Üstümü değişip hızlıca balabandan çıkıp yemeğe gidiyorum. Yolda beni tutacak bir iki şey atıştırıyorum çantamdakilerden. Yemek yiyip, dinlenebilir ve günün ikinci yarısına devam edebilirim artık. Genelde öğle yemeği Kanyon'da yeniyor. Yemek siparişimi veriyorum ve yemeğimi beklerken yeşil çayımı içip biraz kitap okuyorum. Yemeğimle birlikte de mutlaka müzik dinliyorum. Dinlendirici bir müzik olmalı. Beni az önceki debelenen halimden uzaklaştırmalı. Genelde klasik müzik oluyor bu. Sakinlik ve doymak.


16:00


Ve artık yavaştan yola koyulma vakti. Bavulum sırtımda yeni bir İstanbul turu başlasın. Bir ders, iki ders derken akşam olmuş. Dersler bitmiş eve dönmüşüm bile.


21:00


Saate göre ya hafif bir şeyler yiyorum ya da salatalıkla geçiştiriyorum. Bir bardak yeşil çay ve su. Ilık bir duş ve uykuya hazırım. Saat 22:00 civarında. Herkes süslenmiş bir yerlere çıkarken bende pijamalarımla yatağımın yolunu tutuyorum. Az sonra büyük bir randevum var uykuyla…



Eğer şanslı günümdeysem ve eve erken dönmüşsem tabii o zaman bende bir şeyler yapıyorum. 

Bazen arkadaşlarımla görüşüp kahve içiyorum, yemek yiyorum. Bazen günde çift antrenman yapıyorum. 

Parkta koşuyorum ama illaki dönüşte tanıdık birilerine rastlıyorum, sonu hep kahveyle biten. Bazen evde kalıyorum resim yapıyorum, bazen bir şeyler tasarlıyorum, bazen yazı yazıyorum, bazen diyet yeni yemekler keşfetmek için mutfağa giriyorum. Mutfak tam bir savaş alanına dönüyor itiraf ediyorum. Dene ve yanıl yöntemi ve ben bunu seviyorum. Tadları harika olmasa da hayatımı kurtarıyorlar gün içinde. Bazen de 1 kadeh şarap koyup mum ışığında sessizliği dinleyip düşünüyorum; ama eninde sonunda yine 22.30 da uykuya dalıyorum. Erken kalkmayı seviyorum. Hayatı daha fazla yaşıyorum. Vücudum endorfin ile doluyor mutlu hissediyorum. Bu son söylediklerim herkes için güzel, yaşanabilir, keyifli bir hayat gibi gelmeyebilir. Elbette rutinden çıkmak güzeldir, fakat herkes kendi kaderinin tasarımcısı ve sorumlusudur. Ben bu yolu seçtim ve mutluyum... 


Ya siz ???


Paylaş :